21 Ağustos 2011 Pazar

Yine yeniden

Şu yazıya dönüp dönüp ilişmemin, bir şekilde ha bire hatırlamamın sebebi var: hiçbir zaman bunların durmaması ve gittikçe çoğalması. Çoğalması normal, çünkü bunların en babaları da bu kafada olduğundan, herkes kendinde olanı geçirmiş; bunu sorgulamadan kabul etmiş olansa, ne kadar geliştirebilirim diye üstüne eklemiş de eklemiş.
Maddi bir alâka yok; algı sorunu, farkında olma meselesi. Bir şeyi düşünürsün, idrâk edersin, fark edersin ve umursarsın. Farkında olmadığın bir şeyi nasıl umursayabilirsin ki! –ya da ihtiyaçlar içinde son sıradaki edimi(!) niye umursayasın. Ama işte sorun şu ki düşünmeye bile tenezzül etmezler. Ne gerek var! O abartılan organı kullanmanın tahribatını göze almayabilirler. Ona da gerek yok. Gerçi onun da sebebi vardır, kim bilir. Hayvan gibi çalışıp, hayvan gibi muamele göre göre, öyle bir şey olup çıkarlar. Hatta daha da aşağı olurlar belki. Dürtülerine göre hareket etmenin mutluluğu: Oturmalıyım, yemeliyim, uyumalıyım. Ama düşünme gibi bir ayrıcalığınız da vardı, ne oldu ona! Nerede kaybettin? Ah, tabii ya! Pazar günü memnun,mesut sen ve ailen sahile çöküp piknikte unutuverdin işte, birden aklından çıkıvermiş. Olur öyle arada.
Hep börek yiyeyim diye düşünürsün, yanındakini yemeyi götün yemez. Her şeye hakkın olduğu için sıraya geçmen gerekmez; hakkın yoksa bile niye dinleyesin, onlar da kim! Neyse siktir et. Aklın hala okuldaki fişlerde olduğundan bunu bile hiçbir zaman okumayacaksın. Sınırları kaldıralım da dersin bir zaman, ama senden önce kalkanlar var. Şimdi sıraya geç.