Şimdi efenim gene çok mühim, mühim olduğu kadar belirtilmeden geçilmeyecek konulardan biri daha.
Tuvalet… Sağlam bir kilidiniz varsa bilhassa evde en şahsi alanlarımızdan biridir. Girersiniz, bulmaca çözersiniz, kitap okursunuz,not alırsınız, def-i hâcet edersiniz, teşaşür edersiniz, düşünürsünüz, taşınırsınız, olmadık şeyler hayal edersiniz ve saire ve saire… Gerisi hayal gücünüze kalmış.
Lavabo …Girersiniz elinizi yıkarsınız, dişinizi fırçalarsınız -ayna varsa bakarsınız- hadi bi de kaşınız gözünüz yerinde mi diye yoklarsınız, oranızı buranızı. Bir de aç kapa artema var işte. O kadar. Hayati edimlerde tuvalette yaptıklarınız lavaboda yaptıklarınıza nisbetle daha önemlidir. Tuvalette hep önemli şeyler gelir aklınıza. Şöyle bir sorun da var. Bir gürûh var ki, bunlar tuvaletin bu meziyetlerini hiçe sayıp, (Akıl akıl gel… takıl) altlarına kaçırmalarına ramak kalmışken, o durumda bile nezaketi elden bırakmadan “Müsaadenizle lavaboya gideceğim” derler, akıllarınca lavaboyu medh eder, tuvaleti hakir görürler. Üç gün sıçama da gör bakalım ne çeşit hâllere giriyorsun. Her neyse ne. Lavaboya doğru ilerlerken takıldıklarının çağrıları artar, az evvel takıldıklarına değil akıllarına uymaları gerektiğini farkederler, kendilerine sorarlar: ” İhtiyacım olan gerçekten lavabo mu? Yoksa tuvalet mi? Ama oturanlara lavaboya gideceğimi söyledim. Şimdi karar değiştirip tuvalete gitsem ayıp olmaz herhâlde.”. Tuvalete gidip ellerini yıkamadan sofraya dönen Orta Çağ soylularının saygı anlayışı(!) bu gürûha sirayet etmiş olabilir mi? Acaba?
Şöyle bir diyalog da olabilir:
- Lavabo ne tarafta?
- Hangi amaçla kullandığınıza göre değişir.
- Nasıl yani?
- Burada iki çeşit lavabo var. Biri elleri yıkamak için, tuvalette. Diğeri de senin gibi eblehlerin sorduğu, hâcet gidermek için, tesadüfe bak ki o da tuvalette.
Velhâsıl tuvalet lavaboyu döver. Hem de acaib döver.